Ayın Ressamı

Rembrandt Harmenszoon van Rijn


Rembrandt Harmenszoon van Rijn, 1606’da Hollanda’nın Leiden kentinde doğdu. Babası varlıklı bir değirmenciydi. Ailesi onu erkek öğrencileri üniversiteye hazırlayan bir Latin okuluna gönderdi. Fakat derslerde sürekli resim yapması yüzünden sıklıkla ceza aldı. Ailesi de 14 yaşında Rembrandt’ı okuldan alarak ressam Jacob Isaacksz van Swanenburgh’un yanına gönderdi. Daha sonra Amsterdam’a gitti ve yine bir İtalyan resim sanatçısının Pieter Lastman’ın yanında çalışmaya başladı.


Müzik Dersi isimli tablosunda, genç bir kadın tarafından yönetilen bir grup insan bir odada müzik yapıyorlar. Kadın kucağında bulunan büyükçe defterden bir şeyler okurken yanında bulunan iki adam da enstrümanlarıyla ona eşlik etmekte. Arkada bulunan yaşlı kadın ise elini çenesine dayamış, kulağına dolan müziği dikkatle dinlemekte. Ön planda ise bir keman, bir ud ve kitap yığınını görmekteyiz.


Rembrandt burada henüz 22 yaşında. Yüzünün tamamına yakını gölge altında. Resimde odak noktası sağ kulak memesi üzerinde. Onun alameti farikası olan ışık hüzmesi, sağ elmacık kemiği üzerinde.


1625 yılında ailesinin yanına geri dönen Rembrandt, özellikle gravür ile de uğraştı ve gravürün büyük bir önem kazanmasına katkıda bulundu. Kuşkusuz Rembrandt hayatının dönüm noktası 1629’da aynı zamanda matematikçi Christiaan Huygens’in de babası olan, devlet adamı ve şair Constantijn Huygens ile tanışmasıyla yaşadı. Huygens’in Rembrandt’ı keşfetmesiyle çevresi genişledi ve tanındı.


Rembrandt okulda öğrendiği mitolojik, dini hikayeler ve öğretmeni olan ressam Pieter Lastman’ın en çok kutsal kitaptan sahneler ve mitolojik öyküler resmetmesi resimlerinin konularını tıpkı bu resimde olduğu gibi etkilemiştir.


Öğrenmeyi, yeni teknik ve malzemeler denemeyi, her zaman sevdi. Yaşadığı dönemde, ressamlar belirli konularda uzmanlaşırlardı. Bazıları insan resimlerini, bazıları manzarayı, bazıları da ay ışığında gökyüzünü çizmekte ustalaşmıştı. Ama Rembrandt her tekniği ve konuyu denedi. Portreler, manzaralar, günlük yaşamdan görüntüler, tarihi öyküler, kutsal kitaptan sahneler ve cansız doğa resimleri…

Rembrandt yaşamının sonlarına doğru küçümsenmiş, eski moda olduğu ileri sürülerek alay edilmiş, eserleri geri gönderilmiş ve unutulmaya mahkum edilmişti. Eskiden semtinden ayrılmayan ve ondan tablolar satın alan zenginler birden yok oldular. Işığın ve gölgenin ressamı olan Rembrandt, bu tekniği en usta kullanan sanatçı olmasının yanı sıra portrecilikte devrim yapmış; ruhun insan mimikleriyle belli edilmesinde, hiç görülmemiş bir başarı elde etmişti. 1661’de çok sevdiği Hendrickje öldü ve ardından oğlu Titus’un evlendikten kısa süre sonra ölmesiyle hayata küstü. Ayrıca Titus’un karısı da Rembrandt’ın torununu doğurduktan kısa süre sonra hayata gözlerini kapadı. Hayatta tüm sevdiklerini kaybetmiş yaşlı bir adam olan Rembrandt, 1669 yılında son otoportresinin yaptıktan sonra uyudu ve hayat gözlerini yumdu.